19 Kasım 2017 20:17:04
 
HAVA DURUMU
Click for Moscow, Russia Forecast
TOKYO
Click for Saint Petersburg, Russia Forecast
NAGOYA
Click for Istanbul, Turkey Forecast
OKINAWA
Click for Ankara, Turkey Forecast
KYOTO
Click for Antalya, Turkey Forecast
ISTANBUL
Click for Kazan, Rusya Federasyonu Forecast
ANKARA

Japonya denince: Erol Emed
 İnternette Japonya-Türkiye diye yazıp arama yapsanız, analitik, dişe dokunur yazılar için yolunuz ona çıkıyor... Son çeyrek asırda Japonya&rsquo
Devamını oku...
Dövme, Japon kaplıcalarında hala tabu
Japonya'da kaplıcalara, halka açık banyolara veya yüzme havuzlarına vücudunda görünür bir dövme olanlar giremiyor. Bu yasak, eski bir gelenek. Ama art
Devamını oku...
Bir kadın sevdim Tokyo'da...
SUAT TAŞPINAR yazdı: Bundan altı yıl önceydi.  Hesapta sabahın köründe, mezatı seyre dalmak için Tokyo’nun meşhur Tsukiji balık pazarına da
Devamını oku...
Japon eğitiminin 15 özelliği
Japonlar akıllı, çok okuyan, dikkatli, pratik insanlar. Bunu Japon kültürüne, geleneklerine ve hatta genetiğe bağlayabilirsiniz. Ancak gözardı et
Devamını oku...
Japonyadan Sevgilerle | Haber detay
Bir Japon'a yardım etti, hayatı değişti

JaponTürk.Com'da yayınları ilgi gören Dr. Turhan Doğan için bazı okurlarımız soruyor: "Kimdir Dr. Doğan?" Biz de hem kendisini okurlarımıza tanıtmak, son derece ilginç yaşam öyküsünü sizinle paylaşmak, başarılı çalışmalarından da haberdar olmanızı sağlamak istedik:

 

 - Bir süredir sitemizde ilgiyle izlenen yazılarınız yayınlanıyor, okurlarımız soruyor: Kimdir Turhan Doğan?

 Boğaziçi Üniversitesi’nden Kimya Lisans, Çevre Bilimleri Yüksek lisans ve Tokyo Üniversitesi’nden doktora derecesine sahibim. 2001 yılında Japonya’ya taşındım. Araştırmacı olarak ve doktora sırasında Tokyo’da 5 yıl yaşadım. Bilimsel çalışmalarım gereği köyüyle kentiyle Japonya’nın birçok yerini görme fırsatım oldu. Doktora sonrası 2006 yılı sonunda Türkiye’ye dönüş yaptım ve TÜBİTAK’ta çalışmaya başladım. Halen TÜBİTAK’ta Başuzman Araştırmacı ve Proje Yöneticisi olarak çalışıyorum. Türkiye’nin ve Ortadoğu, Balkanlar’ın ilk AMS -Karbon 14 tarihlendirme laboratuvarını kuruyorum. Akademik çalışmalarımın dışında 2000 yılında popüler bilim, Japonya, gibi konularda yazılar yazmaya başladım. Bazı yazılarım dergilerde yayınlandı. Fırsat buldukça yazmaya devam ediyorum. Sitenizde de Japonya ile ilgili yazılarımın yayınlanmasına imkân tanıdığınız için teşekkür ediyorum.  

 

- JapJaponya ile yolunuz nasıl kesişti, nasıl gelişti? Anlatır mısınız?

 

 1991 yılında 16 yaşında Boğaziçi Üniversitesi’ne girdim. Hazırlık sınıfımızda bir Japon öğrenci vardı. Japonya ile ilk tanışmam bu vesile ile oldu. Kendisi ve ailesi ile çok yakın arkadaş olduk. Türkçe bilmiyordu. O zamanlar ben de yabancı dil bilmiyordum. Vizesinde problem vardı. Yabancılar şubede Japonya’ya geri dönmesi ve oradan öğrenci vizesine başvurması istendi. Emniyet Amirine çıktım durumu anlattım. Anlayışlı bir amire denk geldik.Vize problemini çözdü. Bu yardımım sayesinde ben de “Japon Vefası” ile tanışmış oldum. Arkadaşımın ailesi beni oğulları gibi gördüler. Etiler’de oturdukları villa benim için küçük Japonya oldu.  Japon Kültürü ile tanışmam bu vesile ile idi. Sonra ki yaşamımda hep Japonlar ile iç içe oldum.

 

Boğaziçi Üniversitesi’nde İngilizce hazırlıktan sonra Japonca dersleri aldım. Arkadaşım ve ailesi ile Japonca konuşur hale geldim. Öğrencilik boyunca harçlığımı Japonca sayesinde kazandım. Japonlara Türkçe öğretme, Japon turistleri otele transfer, mihmandarlık gibi küçük işler yaptım. 

 

 Japonca konuşma yarışmalarına katıldım. Birinci oldum. Yaz tatilinde Japonya’ya gidiş dönüş bileti ve harçlık verdiler. Japonya’yı çok sevdim. Yaz tatillerinde Tokyo’ya gitmeye başladım. Üniversite dışından arkadaşlarım Kimya mı okuyorum Japon Dili Kültürü mü bazen kafaları karışıyordu. 

 

 Fakülteden mezun olmadan Sabancı Holding Şirketlerinden teklifler aldım. Fen eğitimi almış, Japonca İngilizce bilen Türk vatandaşı 1997 yılında pek bulunmuyordu. Otomotiv sanayinde daha mezun olmadan işe alındım. Fen eğitimiyle birlikte edindiğim Japonca bilgim,  beni birçok mühendisin önüne geçirerek tercih sebebi yapmıştı. Sınıf arkadaşlarım uzun süre iş bulamamasına rağmen Japonca benim için sihirli bir anahtar gibiydi. 

 

Asker bir aileden geldiğim için askerliği ertelemek gibi alternatifler bana yakışmayacağını düşünerek bir yıl sonra yasal olarak çağırdıklarında vatani görevime gittim. Bu arada Japon kız arkadaşım da Türk dili Edebiyatı yüksek lisansı yapıyordu. Her hafta sonu suşi yapıp beni ziyarete geliyordu. Suşi yiyerek askerlik yaptım. Askerlik dönüşü çocukluk hayalim olan bilim insanı olma yolunda ikinci adımı attım. 

 

 Yüksek Lisansa başladım. Bu sırada Japonca hocama gittim. Ders açmasını talep ettim. Bu sayede Boğaziçi Üniversitesinde Yüksek Lisansta da seçmeli Japonca dersi almak isteyenlere 601 Japonca dersi açıldı. Yüksek Lisansta danışman hocam ODTÜ kökenliydi. Japonca dersini kredili almama izin vermedi. Sanırım ODTÜ Boğaziçi’nin en önemli farkı da bu. Boğaziçi’nde seçmeli heykel dersi bile alabilirsiniz, felsefe bölümünde okusanız bile. Boğaziçi Üniversitesindeki sistem diğer yeteneklerinizi açığa çıkarmanıza izin veriyordu.

 

Bu sırada Mitsubishi Corporation’dan bir iş teklifi geldi. Ford Otodan ve Borusan ile büyük bir projelere başlamışlar. Japonca İngilizce bilen Otomotiv sektöründe çalışmış genç birini arıyordu. Yüksek lisans derslerimde bitmek üzereydi. Hem yüksek lisansı bitirdim hem çalıştım. Bu dönemim çok yoğun geçti. Günde 4-5 saat ancak uyuyordum. 

 

 Uluslararası Japon şirketlerinde birçok konuda iletişim problemi oluyor. Tercümanlar işi çözemiyor. Çünkü Japonlar ile iletişimin ruhu lisandan daha derindir. Japonca kelimeleri sıralamak Japonlar ile iletişim için yeterli değildir. İşin ruhunu kavramak gerekir. Fen kökenli olduğum için teknik işleri iyi anlıyordum, bu lisan ve o kültürün bilgisiyle ile birleşince günlerce çözülemeyen iletişim problemlerini kısa sürede çözüm üretebiliyordum. 

 

Mitsubishi Corportion’da çalışırken Üniversite’den Japonca hocam beni Japonya’ya gönderebileceği bir fırsattan bahsetti. Sanırım bu dönüm noktası oldu. İstanbul’da plazada çok iyi şartlarda ve gelecek vadeden bir işi bırakıp Japonya’da daha zor şartlara gitmek. Şu an olsa bu kararı veremem ancak o zaman hiç düşünmeden evet dedim. 

 Waseda Üniversitesinde araştırmacı olarak bir yıl bulundum. Bu sırada Tokyo Üniversitesine başvurdum. 

 Tokyo Üniversitesi yazdığım projeyi kabul etti. Tokyo Üniversitesinin Kimya Bölümünde Deprem Kimyası Laboratuvarı (Anabilimdalı) ilgimi çekiyordu. Bunun sebebi sanırım 1999 depremini yaşamış olmamız. Tokyo Üniversitesindeki bu bölümde depremin kimyasını araştıran çalışmalar yapıyorlardı. Deprem öncesinde meydana gelen jeokimyasal anomalileri sistematik olarak takip edip inceleyerek depremin önceden kestirilmesi çalışmaları yapılıyordu. Çok iyi analitik kimya bilmek gerekiyordu. Projem Tokyo Üniversitesine ve Japonya Yüksek Öğretim Kurumuna sunuldu. Araştırma için fon ve doktora bursu kazandım. 

 

 1990’lı yıllarda Ülkemizdeki bütün imkânsızlıklara rağmen Boğaziçi Üniversitesi Kimya Bölümünde aldığım eğitim uluslararası rekabet edebilecek seviyede idi.  Doktoramı Tokyo Üniversitesinde tamamladım. Analitik Kimya ve JeoKimya yöntemleri ile Türkiye, Kaliforniya ve Japonya’daki deprem üreten aktif fayların davranışları araştırdım. Bu konuda önemli 4 akademik yayın yaptım. Biraz uzun bir cevap oldu. Japonya’da yaşadıklarımı bir kitapta toplamayı düşünüyorum. Japonya’dan döndükten sonra da oraya olan ilgim bitmedi. Her sene gitmeye çalışıyorum. 

 Bu sene TÜBİTAK’a Japon bir araştırmacı kazandırdım. Birlikte çalışıyoruz. 

 

 - Japonya’da olumlu ve olumsuz anlamda sizi en çok neler şaşırtıyor?

 Japonya’yı kendi şartları ve dinamikleri ile değerlendirmek gerektiği kaaantindeyim. Japonya ada bir ülke. Asyanın sonunda pasifik okyanusunun başında. Japonyanın ada ülke olmasının orada oluşan kültüre ve eylemlere etkisi var. Ancak Japonyayı Japonya yapan nedir dediğimizde insanları ve ürettikleri kültürleri demek gerekir. Biz Japonyayı sadece ürettikleri teknolojik ürünler ile tanıyoruz. Bu Japon mükemmelliğinin sadece (buzdağının) görünen kısmı. Bunu Asya’da başarmış olmaları zaten Japonları Asyalılardan ayıran en önemli özellik olsa gerek. Daha evrensel kategoriler ile bahsedecek olursak, Japon dili, edebiyatı, sanatı, müziği, yemeği, içmesi hepsi birer kültür mirası. En önemlisi kendilerinin de bunun farkında olması. Kendilerine ait olanı dışarıdan gelenden ayırmaları ve daha çok değer vermeleri kayda değer bir husus. Bu yüzden Japonlara bir şey “satmak” çok zordur. Onlar beğenirse zaten kendileri bulup alırlar. 

 

 Olumsuzluk konusunda söyleyeceğim, Amerikalıların ve kültürünün Japonyaya bu kadar nüfus etmesi bence bir olumsuzluk. Savaşı kaybetmenin ardından gelen Amerikan işgali ve “bükemediği eli öpen Japon mütevazılığı” büyük şehirlerde dejenerasyona sebep olmuş. Bu Amerikan hayranlığının göreceli olarak son yıllarda azalmaya başladığını söyleyebiliriz. 2000’li yıllarda başlayan sosyal yapının vahşi kapitalizme dönüşüyor olması Japonlara yakışmadığı şeklinde eleştirim var.  Japonların yaklaşımlarına bir eleştirim daha var. Bunu bir örnekle anlatacağım. 2000’li yıllarda Japonlar ilk akıllı telefonları yapmaya başladı. Fakat “Japan only” prensibi ile bunu tüm dünyaya yayamadılar. Amerika ve Kore bu konuda daha ataklar. Örneğin bir iPhone aldığınızda, Japonya’da veya Arjantin’de alın aynı ürünü aynı kalitede elde edebiliyorsunuz. İhracata dayalı ekonomi olan Japonya’nın bu nüansı görememiş uygulayamamış olması bazı Japon firmalarının gerilemesine sebep oldu. Kısaca küreselleşme denilen konuda daha aktif olmaları gerekir.

 

 - İki ülkenin, toplumun en belirgin benzerlikleri ve farklılıkları sizce neler?

Hani bir söz vardır; “Türk gibi başla, Alman gibi devam et, İngiliz gibi bitir.” Ben de bu sözü “Türk ve Japon gibi başla Japonlar gibi bitir” olarak söylüyorum. Japonlar bir konuya başlarken arka planını ve riskleri çok ayrıntılı analiz ederler. Bu riskleri azaltmada bir avantaj gibi gözükse de hantallık getiriyor. Yani Japon hata yapmaktan korkar, yaparsa bu sonu olur. Türkler hata yapmaktan korkmaz çünkü hata genelde başkalarındadır. Japonlar sorumluluğu içselleştirirler. Sonuçlarına katlanırlar. Bizde sorumluluk ve sorun hep başkasındadır. Japonya’da gördüğüm bu konunun toplumun her kademesine yayıldığı. Her şeyin bir sorumlusu var. Düzen esas. Biz de çoğu zaman sorumluları bulmak zordur, kaos kaçınılmazdır. Japonlarda güven esastır. Güveni bir kere bozmak sizi saf dışı bırakır. Biz de ise yaptım ama hele bir sor niye yaptım mantığı geçerlidir. Sistem, plan, proje, program, organizasyon, bunlar bize yabancı kavramlar, lisan olarak da yabancı. Affınıza sığınarak fakat çarpıcı olduğu için bir örnek vereceğim, Japonya’da Genelevin kapısında bile panoda ‘sistem’ yazar. Ne çarparsam kar mantığı işlemez.

 Burada şunu belirtmek isterim Japonlarda doğruluk dürüstlük erdem ahlak ulaşılması gereken bir hedef değil ve onur gurur da amaç değildir. Bunlar oyunun kuralıdır. Bizde bunlar daha çok ulaşılması gereken hedef gibi…

 

 Japon sistemi güvene dayalıdır. Su istimal affedilmez. Örneğin, Tokyo’da cüzdanınızı kaybetseniz her köşe başında bulunan bir polis kulübesine gidersiniz. Durumu izah edersiniz polis size 2000yen (50TL) borç verir. Geri götürmeyebilirsiniz de, sıkı takip etmezler. Biz de bu olsa gerisini siz düşünün. 

 

 Bizim köklerimizde, dejenere olmamış özelliklerimizde Japonlar ile ortak yönlerimiz var. Misafirperverlik, saygı, dayanışma, aile yapısı, ahlak yapımız gibi değerlerimizde benzerlikler mevcut olduğunu düşünüyorum. Bu ve benzer hususlarda batı kültüründen ziyade Japonlara yakınız diyebilirim.

 

 - İkili ilişkilerin önünü açmak için sizce neler yapmalı?

 Bu konu çok önemli. Japonlar ile en geri kaldığımız husus, ikili ilişkilerdeki potansiyelin önünün açılmamış olması.  Biz yıllardır bu konuda Japonlar ile hep amatör ilişkiler kurduk. Stratejik bir ortaklık geliştiremedik. Yukarıda da belirttiğim gibi Japonlarda güven esastır. Japonya ve Türkiye Asyanın iki ucunda. Bu bir dezavantaj gibi görülse de aslında büyük avantaj. Biz de olmayanlar Japonlarda mevcut. Japonlarda olmayan da bizde mevcut. Radikal kararlar alınarak siyasi olarak Japonlar ile oluşturulacak güven ekseni Türkiye’de ekonomiyi uçurur. Bunu yapmak için Japonya’yı iyi tanıyan çılgın Türklere ihtiyaç var sanırım. 

 Maalesef ikili ekonomik ilişkilerin sadece Japonlar tarafından kredilendirilen projelerin Japon şirketlerine verilmesinden öteye geçemiyor. Bu da terazinin diğer tarafının ağır basmasına ticari dengenin oluşmamasına sebep oluyor. 

 Bizim menfaatlerimizi tabii ki biz savunacağız. Japonlardan bizim menfaatlerimizi savunmamızı beklemek abesle iştigal olur. Bunu da bizim üreteceğimiz projeler ile yapmamız gerekir. Avrupa’ya tanıdığımız imtiyazın çeyreğini Japonya’ya tanısaydık ekonomimiz daha ilerde olurdu. Bu husus yanlış anlaşılmamalı. Demek istediğim bu tür oluşturulacak projeler ile Japonya’dan elde edeceğimiz kazanımları çevre ülkelere ihraç etmek üzerine kurulu modeller olmalı. Japonya ile yapılan yatırımlar sadece köprü, geçit vs gibi ülkede kalan altyapı yatırımları olunca Japonya ile olan ticaret dengesinde terazi hep o tarafa ağır basacaktır. Ben bu konuda Japonların Avrupa ve Amerikalılardan çok daha vicdanlı ve ikili ilişki de ‘kazan kazan’a daha yakın olduklarını düşünüyorum.  

 

Bu konuda kafamda birçok proje var. Belki ileride fırsat olur farklı kademelerde görev alırsam ikili ilişkilerdeki potansiyelin açığa çıkmasına yardımcı olurum. 

 

Bu olayın ekonomik boyutu, tabi ki bir de kültürel boyutu var. İşim gereği Japonya dışında Avrupa, Amerika’yı görme ve ilişkilerim oldu. Onların tabanda Japonya’ya bakışı ile bizim ki çok farklı. Biz de tabanda Japon ciddiyetinin önemi bilinmiyor. Merakta yok. Örneğin Japon mutfağı böcük yiyorlar Japon dili de çan çin çon diye algılanıyor. Fakat Avrupalı hatta Amerikalının alt seviyede bile konuya yaklaşımı çok farklı. Şöyle ki, ben Türk vatandaşıyım ve benim önceliğim kendi ülkem. Ancak, Avrupalı, Amerikalılar ile sohbet ettiğimde ve Japonya ile ilgili tecrübelerimi bildiklerinde, bana Japonya ile ilgili o kadar çok soru soruyorlar ki şaşırıyorum. Ülkemde ise konu cep telefonu orada ucuz mu muhabbetini geçmiyor, maalesef. 

 Bu konuyu bir enstantane ile anlatacağım. Japonya’da iken Büyükelçilimizden talepte bulundular ve bir heyete rehberlik yapıyorum. Kardeş il belediyeleri kapsamında bir programdı. Bir Japon ili, bizim bir ilimiz ve Avrupa’da bir ülkenin il belediye başkanları katılıyordu program birkaç gün sürdü. Japonlar saygın insanlar. Bizim heyeti davet etmeden derslerini iyi çalışmışlar. Türkler domuz yemez hatta Müslümanlar, helal sertifikası yoksa et de yemezler diye balık ızgara sebze ve meyve baklagillerden oluşan yemekler hazırlatmışlar. Bizim başkan domuz eti vardır diye balık bile yemiyordu. Çatalla sebzelerden atıştırıyordu. Yan masadaki Avrupalı belediyi başkanı oracıkta çubuk kullanmayı denedi ve gülerek bizim belediye başkanına çubuk kullanmasını denesene çok ilginç diye laf attı.  Bizim ki teşebbüs bile etmedi, başka bir âlemde tabi ki…

 

 - Şu anki proje ve meşguliyetleriniz neler? Japonya’ya dönük kişisel plan proje var mı? Mesela yazılarınızdan bir kitap derlemek gibi?

 Şu an Ülkemizin Ulusal 1 MV Hızlandırılmış Kütle Spektrometresi Laboratuvarını kuruyorum. Malum ülkemiz adeta açık hava müzesi ve hatta açık yer bilimleri laboratuvarı gibi. Ülkemizde senede 300 tane arkeolojik kazı ve araştırmaya izin veriliyor. Fay hatlarında onlarca hendek açılıyor. Nükleer santraller gündemde. İşte bu alanda büyük ihtiyacı gördüm ve bu projeyi geliştirdim. Bu laboratuvar devreye girince sanırım ülkemizdeki en hassas ölçüm sistemi olacak. Atomları tek tek sayabileceğiz. Ülkemizin ilk lineer hızlandırıcısı olacak. Uygulamada ise, Karbon 14 ile yaş tayininden, nükleer kirliliklerin araştırılmasına kadar birçok alanda uygulaması mevcut. Gerek altyapının kurulması ve gerek personelin yetiştirilmesi konusunda çalışıyorum. Bu sene sonunda tamamlayacağım. Ekibime Japon bir araştırmacı da kattım. Son 2 yıldır bu proje ile meşgulüm. Sanırım önümüzdeki seneden itibaren bu konuda oldukça akademik ve uygulamalı (bilgi) üretim çıkacak. 

 

 Japonya ile ortak bilimsel bazı proje önerilerim var. Onlar da önümüzdeki yıllarda planlarım arasında.

  Japonya ile ilgili yazdığım ve henüz yazmadığım birçok aktüel yazım var. Bunları bir kitapta derlemeyi çok istiyorum. Ayrıca söyleşinin başındaki ikinci sorunuz kapsamında Japonya’daki tecrübelerimi ayrıntılı yazmak istediğim bir kitap ve Türkiye’de genç bir bilim insanı olmanın zorluklarını anlatmak istediğim kitap projelerim var. Radyokarbon üzerine Türkçe akademik bir kitap çalışmam da olacak. 

 

9/9/2015

 

 

Paylaş
İlgili Haberler
ANKET
Türkiye-Japonya ilişkileri sizce ne durumda?


Bir Japon'a yardım etti, hayatı değişti
JaponTürk.Com'da yayınları ilgi gören Dr. Turhan Doğan için bazı okurlarımız soruyor: "Kimdir Dr. Doğan?" Biz de hem kendisini okurlarımıza
Devamını oku...
Turist gözüyle Top10 Japonya
Japonya'daki en iyi 30 destinasyon, yabancı turistlerin oylarıyla sıralandı. TripAdvisor sitesinin yaptığı oylama sonucu sıralama şöyle:


Devamını oku...
Tokyo'da kaybettiğim iPhone...
ACEMİ ÇAYLAĞIN JAPONYA GÜNLÜĞÜ/ 20 küsur yılını Japonya’da geçirip artık “Japonlaşmış” arkadaşım anlatıp duruy
Devamını oku...
JAPONTÜRK.COM YAYINDA
JAPONTÜRK.COM'dan okurlarına: Tam 142 yıl önce, 1873’te Japonya İmparatoru Meiji tarafından Avrupa’ya yollanan ilk diplomatik heyetin
Devamını oku...
 
FOTOGRAF
©Copyright Japonturk.com 2015 - All Rights Reserved Kalemizi & 3C Bilişim