16 Aralık 2018 15:16:23
 
HAVA DURUMU
Click for Moscow, Russia Forecast
TOKYO
Click for Saint Petersburg, Russia Forecast
NAGOYA
Click for Istanbul, Turkey Forecast
OKINAWA
Click for Ankara, Turkey Forecast
KYOTO
Click for Antalya, Turkey Forecast
ISTANBUL
Click for Kazan, Rusya Federasyonu Forecast
ANKARA

Japonya denince: Erol Emed
 İnternette Japonya-Türkiye diye yazıp arama yapsanız, analitik, dişe dokunur yazılar için yolunuz ona çıkıyor... Son çeyrek asırda Japonya&rsquo
Devamını oku...
Dövme, Japon kaplıcalarında hala tabu
Japonya'da kaplıcalara, halka açık banyolara veya yüzme havuzlarına vücudunda görünür bir dövme olanlar giremiyor. Bu yasak, eski bir gelenek. Ama art
Devamını oku...
Bir kadın sevdim Tokyo'da...
SUAT TAŞPINAR yazdı: Bundan altı yıl önceydi.  Hesapta sabahın köründe, mezatı seyre dalmak için Tokyo’nun meşhur Tsukiji balık pazarına da
Devamını oku...
Japon eğitiminin 15 özelliği
Japonlar akıllı, çok okuyan, dikkatli, pratik insanlar. Bunu Japon kültürüne, geleneklerine ve hatta genetiğe bağlayabilirsiniz. Ancak gözardı et
Devamını oku...
TÜYOLAR | Haber detay
BLOGLARDAN/ Japonya: Mükemmelin içindeki mükemmellik...

GEZGİNLER JAPONYA'YI ANLATIYOR - Oğuzhan Kaynar'ın blogundan: Japonya. Güneşin ilk doğduğu, heyecan verici bir ülke. Başka hiçbir yerde yaşayamayacağınız kendine has bir kültürü var. Çoğu insanın bir gün mutlaka gitmeyi hayal ettiği ülke. Kimilerininde uzak olması, yemekleri, dili gibi olumsuzluklarından dolayı hiç sıcak bakmadığı ülke. Yaklaşık 130 milyonluk nüfusuyla dünyanın en kalabalık ülkelerinden. Ama bu kalabalığı her zaman hissetmediğiniz düzene ve disiplene sahipler. Ülkedeki insanların çoğu Japon. Göçmen sayısı son derece az. Çoğu Japon hiç İngilizce bilmiyor. Turistler için son derece güvenilir bir ülke. Yemekleri çok çeşitli ve farklı. Soğuk ve çiğ yemekleri seviyorlar. Ekmek menülerinde pek yok. Pilavsa 3 öğün her menüde. Araçların direksiyonları sağda. Trafikte sağdan ilerliyor. Son derece pahalı bir ülke. Düzeltiyorum gördüğüm en pahalı ülke. Özellikle meyve. Yine düzeltiyorum herşey! Para birimi Yen. 1000 Yen ~ 20 TL.

Karaokeye çok meraklılar. Atari oyunlarıda çok yaygın ülkede. Hediyelik Eşya ve Magnet alanında çok zayıflar. Bu konuda her türlü girişim başarılı olur. Teknoloji yaşamla içiçe girmiş durumda. Gerçekten çok ilerideler bu konuda. Ülkenin her yeri ortalama bir standarda sahip. Düzen ve temizlik hakim. Şehirlerinin birçok yerinde temiz ve ücretsiz tuvaletler var. Ülkede çöp ve çöp kutusu bulmak çok zor. Dört mevsimide yaşayan bir ülke. Demokrasiyle yönetiliyor. İmparator Devlet başkanı. Ülkenin birçok yerinde Tapınaklar ve Kaleler mevcut. Elektrik prizleri 110V. İstanbuldan +6 saat önde yaşıyor Tokyo. Tokyodan ve Osakadan Türkiyeye direk uçuş var. Türkleri ve insanları seviyorlar. Beni sevdiler :)

Tokyo

Yolcuğumuz 5 Ağustos günü Qatar Airways’in Doha aktarmalı uçuşuyla başladı. Genel olarak uçak ve hizmet iyiydi. Yemekler Atatürk Havalimanında Turkish Do&Co tarafından verildiği için gayet bildik güzel yemeklerle iftarımızı yaptık. Saat 19.30 da uçağımız rötarsız kalktı. Herhalde Japonya uçuşu olsa gerek dakik bir şekilde kalktı. Saat 23.50 de Dohaya vardık. Doha International Airport çok kalabalıktı. Çoğu yolcu transfer yolcusuydu. Doha’dan hemen hemen bir çok yere direk uçuş var. Ordan da rötarsız bir şekilde kalktık 01.50 de. Ama bu seferki uçak daha büyük daha ferah ve yeniydi. Galiba ilk uçuşunu bizimle yapıyordu. Yeni arabaların poşetleri koltukların üzerinde olur ya onun gibi bir hava vardı. Pilota “Kaptan hayırlı olsun, bunun motorunu açmak lazım pasifiğin üstünde kaptır yada bi kurban kesip kanatlara ve motora kan sürmek lazım” demek gelsede içimden sustum. 10 saatlik yolculuğumuz sorunsuz bir şekilde geçti. Yerel saatle 17.50 de Tokyo’ya vardık.

Japonyaya geleceklere ilk tavsiyem sabah saatlerinde buraya varacak uçakları tercih edin. 12.00 den önce. Birçok açıdan bu daha avantajlı. Planımız uçaktan inince otelimize direk giden “limusuone bus” otobüslerine binmekti. Bizim Havaş’lar gibi. Birçok otele gidiyor. Çok avantajlı. Fakat bizim inip bavulları almamızla birlikte saat 19.10 oldu. Bu serviste en son 19.00 a kadarmış. Bugünlük bitti dediler. Hiç mi yok demeyi aklımıza bile getirmedik. O kadar kendinden emin ve teknik “bitti” dediki. Erken gelmemenin başka bir dezavantajıydı. Sonradan anlıyorum mesai saatleri çok uzun değil. Erken saatte kapatıyorlar dükkanları. Başka bir yol izlemeye karar verdik. Metroyla gittik. Siz bu tip durumlarda mutlaka önceden şehrin metro hattının haritasını isteyin. Böylece otelinize en yakın durakta inebilirsiniz. Hatta Tokyo Metro uygulaması bile var. Ordan en yakın ve avantajlı yolu söylüyor.

Otel seçerken de nerede seçtiğinizin pek önemi yok. Beğendiğiniz oteli seçin ama mutlaka ana metro istasyonlarına yakın olsun. Özellikle “Yamanote Line” hattına yürüme mesafesi bir otel sizi çok rahatlatır. Çünkü şehirdeki görülecek çoğu yer bu hattın güzergahında. Bu hat bir daire çizip tekrar aynı noktaya dönüyor. Yani “Yamanote Line” önemli. Yine indiğiniz zaman havalanından “internet modem router” kiralayabilirsiniz. Böylece 5 cihaza kadar kablosuz 3G/4G limitsiz internet her zaman yanınızda olacak. Günlüğü yaklaşık 16-20 TL arasında.

Havalanından çıkıp metro ile otelimize geldik. Günün o saatinde metro hattı sakindi. Bu nasıl 36 milyonluk şehir dedik inanamadık. İlk bindiğimiz hat o kadar teknolojik ve o kadar temizdi ki bir an için nereye geldiğimizi şaşırdık. Koltukların yapamadığı manevra yoktu. Arkaya öne sağa sola 360 derece dönüyordu. Evet 360. Diyelim yönünü beğenmediniz hoop döndürüyorsunuz. Tabiki bütün manevraları denedik :) merak etmeyin çok sağlam bozulmadı. Eee “Made in Japan”

Şehirde ilk gözüme çarpanlar ; temizlik, düzen, nem, sıcak, yardımseverlik, güvenlik sonra bir daha temizlik heee birde temizlik oldu. Heryer tatil köyü gibi. Sanki devamlı temizleyen birileri var. Aslında devamlı temizleyen değil ama devamlı temiz tutan birileri var ! Kaldırımlar, yollar heryer dümdüz. Tüm şehri tekerlekli bavulla rahatlıkla gezebilirsin. Girintili çıkıntılı kaldırım taşı yok. Yağmurda üstüne su sıçratma ihtimali de yok. Yerinden oynamıyor çünkü. Bisiklet kullanımıda epey yaygın. Genç yaşlı bisiklet sürüyorlar. Özel bisiklet yolu yok tabi ama kaldırımlarda gidiyorlar. Ama Amsterdamdaki gibi ezilme tehlikesi hiçbir zaman yaşamıyorsunuz. Kim yapıyor bu kaldırımları yolları böyle kusursuz. Bu adamları transfer edip getirelim eğitim versinler bizim yetkililere. O kadar müthiş yani. Yama yaptıkları yer bile dümdüz. Çıkıntı yok. Şehrin heryerinde de bu düzen hakimdi. En küçük ara sokakta dahi.

Ağustos 5 itibariyle Tokyo inanılmaz sıcak. Bir o kadar da nemli. 36 derece gösteriyor ama hissedilen 47 derece yani ben öyle hissettim :) Antalya-Alanya dan daha fazla nemli ve bunaltıcı. Mekke, Medine, LasVegasta böylesini görmedim hissetmedim- Bu 3 şehirde çöl iklimi bu arada- Yapış yapış oluyor insan. Ciddi yorgunluğa sebep oluyor. Sokaklarda boynunda havluyla dolaşan insanlar görebilmek mümkün. Ağustos ayı doğru seçim değil gibi duruyor. Diğer zamanlarda bu derece sıcak ve nemli olmadığı söylendi bize.

İnsanlar inanılmaz yardımsever. Öyle böyle değil ama. Bazen birşey sormaya çekiniyoruz! Sorulan soruya karşı İngilizce cevap verememe durumundan dolayı bu yardımseverlik zamanla adaptasyon sağlamış olabilir :) Şöyle gelişebiliyor bir diyalog : Koniçiva :) Where is the Shubuya Train Station. Buna karşı malum, Türk’ün cevapları Shubuyaaaaaaaa Shubuyaaaaaaaaaa? Subaşı olmasın o ? Nereye gidicen yeğenim hayırdır? Minibüs hattı çalışıyo aynı yere durak şurda. Shubuyaaaaa Shubuyaaaaa çıkaramadım kardeş ileride kuruyemişçi var oraya sor, iş için mi gezi için mi hayırdır? …….

İşte bu soruya Japon kardeşlerimiz şöyle bir tepki veriyorlar. “Hai aaa Shibuyaaaa. Eeee. Hoooo. Haaa. …..?” Anlatamayacağını anlayınca senle birlikte geliyo. İçinden bir yandan belkide “Ulen önce sağ sonra göbekten sol abicim diyemedim götürmek zorunda kalıyorum uff şu ingilizceyi öğrenmek lazım yaaaa” diye diye sizinle geliyor sorduğunuz yere kadar sonra güzel ve saygılı bir selam verip ayrılıyor. İnsan burda İnsanları daha çok seviyo bu kesin. Saygı üst seviyede. Güleryüzle yaklaşıyor herkes. Ama gerekirse. Siz birşey sormadığınız sürece kimse sizinle ilgilenmiyor ne kadar değişik olursanız olun. Göz teması yok. Kimse kimseyi rahatsız etmiyor. Herkes işini çok ama çok iyi yapıyor. Mükemmelliğin içinde mükemmeli arayan bir millet Japonlar.

Bütün gezi boyunca Japonyada kendimi çok güvende hissettim. Çok az polis ve kamera olmasına rağmen sokaklar inanılmaz güvenli. Çantanı kollamaya gerek bile duymuyorsun. O kadar güven veriyorlar insana. Çoğu bisiklet kilitsiz bir şekilde yollarda park edilmiş duruyor. Güvenlik araması hiçbir yerde yok. X Ray cihazınıda sadece havalanında gördüm. Sanki kendi semtinde bildiğin yerlerde dolaşıyormuş gibi rahat rahat bilmediği sokaklara girebiliyor insan. Sadece “Roppongi” de bu güven duygusu yerini hafif bir tedirginliğe bıraktı. Çok fazla turist ve göçmen işçi olması nedeni. Yoksa Japondan adama zarar gelmez ! Belkide hiçbir canlıya yada çevreye zarar gelmez o kadar duyarlılar. Otele girdiğimizde resepsiyondaki görevlilerden bir tanesi telefonla konuşuyordu. Fazla gürültülü olmamasına rağmen eliyle ağzını kapatıp konuşuyordu. Kendi konuşmasıyla etraftakileri rahatsız etmemek için. Heran çok ince davranışlar görmeniz mümkün. Tren ve Metrolarda birşeyler yiyen yada telefonla konuşan insan bulamassınız. Pardon Japon bulamassınız. Ben muz yedim çünkü :) Kimse birşey demedi ama birşey dememekle bile “yememelisin dostum buranın yazılı olmayan kuralı bu” dediler. Bende bir daha yemedim.

Dikkat çekici başka bir nokta ; metrodaki insanların büyük bir kısmının ellerinde dijital oyuncaklardan var. Yaygın bir kullanım var. Metroda bile internet var. Hemde 4G. Çoğunluğu oyun oynuyor. Müzik dinliyor. Sohbet diyalog vagonlarda hiç yok. Konuşanlar genelde az sayıdaki turistler. Avrupada interrail turumda trenlerde konuşmalar vardı. Özellikle İtalyada tek ortak noktaları karşı karşıya oturmak olan birbirini tanımayan insanlar bile derin bir muhabbetin içine giriyorlardı. Burda bu görüntüler hiç yok. Arkadaşlar bile konuşmuyor. Asosyallikten değil ama saygıdan. Sadece çocuklar ses çıkarıyor. Çocuk her yerde çocuk. Bu arada Japon çocuklar ekstra sevimli. Yanakları koparılacak cinsten ! Hızlı bir şekilde koşup metroya yetişen bir gencin genelde yaptığı ilk iş hemen tutunacak bir yer bulmak sonrasında telefonunu çıkarmak. 50 yaşın üzerindeki gençlerde teknolojiyle iç içe. Bir çoğu akıllı telefon kullanıyor. Bu şekilde dijital bir uğraşı olmayanlar ya kitap okuyor dikkatli ve özenli bir şekilde yada uyuyor. Ayakta yada oturması farketmez. Her türlü uyuma becerisine sahipler. Özellikle sabah 6-7 civarı kafalar önde bütün vagon uyuyor. Koğuş gibi. Bir anda kumandan günlerime dönüp emekli bir Muhabere Teğmen olarak “Koğuş kaaaaaalk! ” diye bağırasım ve içtima alasım geldi. Ama gerek yok. Çünkü koğuş ne zaman kalkacağını nerde ineceğini çok iyi biliyor. Ya telefonun alarmını kuruyorlar geleceği saate. Mesela 9.42 de Shinjukuda olacağı belli ise şaşmaz bu saat. “9.38 e kurarım. Bir 4 dakika kendime gelir inerim” diyo herhalde. Yada her istasyonda bizdeki “Aygaz satan aracın anonsu gibi bir melodi çalıyor. O sese duyarlılar. Çalınca hissediyorlar. 12 günün sonunda o melodiyle bende uyanır oldum :) Sonuçta herkes gideceği yere gidiyor kalkıyorlar. Metrolar sanki şehrin altında ayrı bir şehir gibi. Tabiki tüm temizlik ve düzen ordada devam ediyor. İstasyonlarda megafonlardan kuş sesi veriliyor. Metroda ilgimi çeken bir başka konuysa. Son vagonların sadece bayanlara ait olması. “Only Women” ifadesi yazılı bu vagonlara genelde sadece bayanlar biniyor. Merak ettiyseniz söyleyeyim tabiki bi kere yanlışlıkla ! bindim. Kadınlar hamamına girmişsin gibi bir etki olmuyor tabi :) korkmayın Japonyada hamama girmedim. Sadece küçükken annem götürmüştü. Valla hiçbir şey hatırlamıyorum. Tamam tamam Sıcak, Buhar, Bayılma hissi, Derimin soyulması hissi ve Portakal suyu tek hatırladıklarım. Gerçekten :)

Metrolarda yada şehirde dilenci, seyyar satıcı yada evsiz insan yok. Ben hiç görmedim 12 gün boyunca. Herkes çok çalışkan. Her halde dilenmek onursuzluk olarak görülüyor.

Belli bir yaşın üzerindeki çok fazla işgücü olmayan insanlar bir şekilde istihdam edilmiş. Trafik ışığının olmadığı yada olduğu köşe başlarında yolun kontrolünü sağlayan görevliler var. Polis değil. Ellerinde ışıklı sopalarla uçakları yanaştıran görevliler ciddiyetinde çalışan, iş kıyafetli, gayet ciddi, elleri beyaz eldivenli bu görevliler sanırım bahsettiğim istihdamın sonucuydu. Onlar olmasada sistem çalışır fakat ekstra güvenlik ve hizmet işte. Böylece çalışarak kazanıyordu herkes. Bizdeki köşe başları, köprü altlarındaki gönüllü-şarapcı elemanların yaptığı işi yapıyorlar kabaca ama uçakları indirme hassasiyetinde. Yaya geçidinden geçerken kollarıyla işaret yapıyorlar. O anda sağda solda hiçbir yerde araba yok fakat onların güvenliği eşliğinde karşıdan karşıya geçiyorsun. Bu kişilerin ortalama yaşı 50 üzeri gibi. Ama çalışıyorlar. Bu arada trafik ışıklarında ve tüm ülkede görme engelliler için özel sarı şeritli yollar mevcut. Ayrıca ışıklarda kuş ıslık karışımı sesli bir uyarı sistemleri var. Denedim yapabiliyorum. Ama kazaya sebebiyet vermemek için tuttum kendimi :)

Otele yerleştik. Tüm şehir gibi son derece temiz ve düzenliydi. Özel pijamalar, diş fırçaları, traş bıçakları, ayak masajı makinesi… Ortalama bir otel olmasına rağmen gayet iyiydi. Yolculuğun vermiş olduğu yorgunlukla ertesi gün saat 15.30 da sanki sabah saatleriymiş gibi kalktık. Toparlanıp dışarıya çıkmamızla birlikte saat 16.30 u buldu. Böyle olmasıda bir bakıma iyi oldu. İnanılmaz sıcaktan kendimizi korumuş olduk. Hama Rikyu Garden’ a gidip iftar edecektik. Hazırlıklarımızı yaptık. Park’a saat 17.01 de vardık. Tam o sırada parkın bekçisi kapıyı kapattı ve “bugünlük bitti” dedi. Saat 17.00 de çantasını almış parkın kapısını kapatıp gidiyordu. Parkta çalışacak eleman ihtiyacı var mı diye şöyle bir göz ucuyla baktık :) Buradaki denetimli parklar (Central Park, Hyde Park gibi) saat beşe kadar açık. O yüzden kendimize yeni bir yer aramak için yola koyulduk. Haritadan gördüğümüz halka açık ilk yeşilliğe yöneldik. Orda son iftarımızı cırcır böceklerinin vermiş olduğu senfoni konseri eşliğinde yaptık. Tokyoda en ufak bir yeşillik yada ağacın üstünde inanılmaz ses çıkaran bir böcek var. Bazı parklarda bu konsere dönüşüyor. Artık bu böcekten midir karınca dan mı bilinmez bacaklarda bir kaşıntı oluşmaya başladı. Umarım geçer. Çünkü ayrı bir adam tutmak lazım kaşımak için o derece. Kaşınmaların sonrasında meşhur Shibuya bölgesine gittik. Bu arada hala kaşınıyoruz. Tokyo’nun en hareketli yerlerinden. Bu hareketli bölgede bile belli bir düzen var. Yine her yer tertemiz ve düzenli. Turistlerin bu kadar çok geldiği yerde bile ingilizce bilen Japon sayısı yok denecek kadar az. Menülerde genelde Japonca. Bazı yerlerde İngilizce menü var. Bu biraz sorun oluşturabiliyor. Birde siz biliyormuşcasına Japonca anlatmaya devam ediyorlar tüm kibarlıklarıyla. Shibuyada çok çeşitli yemekler bulabilirsiniz. “109 Building” alışveriş yapmak isteyenler için özellikle ideal. Bayanlar ve erkekler için iki ayrı binası var. “The Center Gia” başka bir alışveriş sokağı.

Shibuyadan sonra Ginza’ya doğru yola koyulduk. “Ginza” NewYorktaki “5th avenue” gibi bir cadde. Lüks mağazalar, restaurantlar, sanat galerileri 1,5 km’lik yolun üzerinde sıralanıyorlar. Dünyadaki bütün ünlü markaları bu caddede görmek mümkün. Sonrasında Shinjuku bölgesine gitmeye karar verdik fakat saat çok geç oldu ve yarın bayramdı. Tokyodaki “Turkish Culture Center&Mosque” da bayram namazına gitmek için plan yaptık. Otele döndük. Fakat biyolojik saat kabul etmediği için uyku gelmiyordu. Saat 4.30 da yatıp 6.30 da kalktık. Saat 8.00 de vardık camiye. Camiyi Türkler inşa etmişler. Zaten Türk ustaların izleri duvarlarda, kubbede, minarede hemen farkediliyor. Diyanet işlerine bağlı bir imamı var. Türk bayrağımızda asılı. İmam İpadinden Japonca-İngilizce-Türkçe hutbe verdi. Sonrasında geleneksel bir şekilde camide bayramlaşma oldu. Bayram kahvaltımızı yapıp Ueno parka doğru yola koyulduk. Oldukça geniş bir park. İçinde hayvanat bahçesi, tapınak ve müzeler barındırıyor. Az uyumuş olmanın verdiği bitkinlik ve yeşili gören Türk tepkisiyle kendimizi çimlerin üzerine bıraktık. Bizi kaşındıran ve ısıran şeyler neyse bayram etmişlerdir. Kendimizi teslim ettik onlara. Ee bugün bayramdı nede olsa. Onlarda üzerlerine düşen görevi yapıp ısırılmadık yer bırakmadılar. Artık birbirimize alışmıştık. Tokyolu olduğumuz an bizi artık ısırmayacaklardı sanırım. Bizden başka kaşınan ve kızarmış kimse yoktu çünkü. Bakalım ne zaman bizi kabul edecekler ?
Kaşına kaşına Shinjuku’ya gittik. Burasıda şehrin en merkezi ve kalabalık yerlerinden. Bu tip yerlerdeki metro istasyonlarıda büyük oluyor. Hatta alt tarafta ayrı bir AVM oluyor bazen. Aktarmalar buralardan yapıldığı için yeraltı insan trafiği yoğun. Ama düzen, intizam, saygı yine devam ediyor. Kimse kimseyi çiğnemiyor. Yüksek sesle konuşmuyor yerlere çöp atmıyor. Bu durum standart her yerde. Çöp demişken Tokyoda yerlerde çöp aramaya kalkmayın. Çöp yok. Çöp kutusu bulmakta zor. Boş su şişelerini atmak için uzun süre çöp kovası arıyoruz. Şehir sanki insanların eviymiş gibi tertemiz. Her yer ama.

Shinjuku çok hareketli bir yer. Çok fazla alternatif var. Çok fazla karaoke bar var. Japonlar karaokeyi seviyorlar anlaşılan. Bir günü daha bitirmiştik. Hava o kadar nemliydiki. Gerçekten müthiş bir yorgunluk çöktü üzerimize. Kaç kere terleyip kuruduk hatırlamıyorum. Fırınlarda ekmeğin ilk çıktığı anda bir buhar yükselir ya sokaklar aynen öyle. Tabi sırılsıklam oluyoruz. Sonrasında buz gibi soğuk ve üflemeli klima sistemi olan metroya binince Ağustosta titreme nedir yaşadık. Neden havlu taşıdıklarını daha iyi anlıyorum. Çiğ köfte yoğurmadıkları kesin ! Herşeye rağmen an itibariyle dimdik ayaktayız. Türk’ün gücü :)

Metro demişken ; Tokyoda ulaşım gerçekten pahalı. Sanki ne ucuz ki? Ama ulaşım gerçekten çok pahalı. Günlük yada haftalık bilet almak en mantıklısı. Hem ekonomi hemde kolaylık sağlaması için bu biletlerden almak iyi fikir. Çeşitli alternatifleri var. Kendi turunuza uygun olanı almalısınız. 710-1000-1580 Yen fiyatlarında seçenekler var. Bunlardan biri size uygun olacaktır. Çünkü aktarma denilen müessese burda geçerli değil. Birbirinden farklı ve bağımsız metro şirketleri var. Bazıları özel hatta. O yüzden hem vakit kazanmak hemde her seferinde ücret ödememek için dolaşacağınız hatta ve güne uygun kartı almalısınız. Yoksa olacak gibi değil. Ama metro hattı inanılmaz yaygın. Tokyo’nun her yerine gitmeniz mümkün. Sonradan ekliyorum bu satırları sadece Tokyo değil tüm Japonya demir ağlarla örülü. 10. Yıl marşı gibi. Ama marş değil gerçek. Örneklemek gerekirse Edirne Uzunköprüde oturan Mahmut evinden çıkıp 5-10 dk. yürüyerek bir istasyona varıp ordan şehir içi hatlarla aktarma yapıp “Shinkansen” denilen trenle [ Yerde giden business konforu sağlayan uçak] Kars Ardahandaki arkadaşına 2-3 saat içinde ziyarete gidip yemek yiyip çay içebilir. Arkadaşının “Mahmut vallahi bırakmam bizde kal bu gece” ısrarına karşı ” Kamurancım ben kaçayım 20.53’te trenim var. İki adım yol gideyim ben hem ocakta yemeğim var” diyebilir.
Shinkansen’e ayrı bir paragraf açıyorum; içinden inmek istemeyeceğiniz geniş, ferah, rahat, dakik, temiz, hızlı [max. 300 km/h ] , teknolojik, inanılmaz dakik ulaşım aracına burda shinkansen diyorlar. Tüm Japonyayı kapsayacak şekilde ağı var. İç hatlarlada entegre. İnanılmaz konforlu ve keyifli. Tüm Japonyayı gezmek için ideal. Bu arada Shinkansen pahalı bir ulaşım aracı. Ne ucuz ki! Ama eğer Japonyaya gelmeden JR Pass alırsanız istediğiniz kadar sınırsız binebiliyorsunuz. O zaman makul bir seviyeye geliyor. Hemde pratik olmuş oluyor. Japonyaya geleceklere tavsiyem JR Pass kartınızı Japonyaya mutlaka gelmeden önce alın. Böylece hem şehirlerarası hemde şehir içinde kullanabileceğiniz bir ulaşım kartınız oluyor.

Japonyaya gelmeden diyorum çünkü bu kart Japonyada satılmıyor ! Çok ilginç ama satılmıyor. Türk dostu arkadaşım İzumi Saito gelmeden beni uyarmıştı aslında. “Şişliden alınıyor burada satılmıyor” şeklinde ama ben ihmal edip online alırız en kötü dedim. Ama maalesef online da alınmıyor. Bizim bu kartı almadan Japonyayı keşfetmemiz mümkün değildi. Japonyadan satın alma sayfasına bağlanınca satın alma butonu görünmüyor. Muhtemelen IP ayarlarından. Bizde farklı yollarla Fransadan bu bileti aldık. Sitenin açıklamasına göre 3 gün içinde elimizde olacağı yönünde. İlginç olan Japonyada kullanacağımız bileti Fransadan online satın alıp kargoyla Tokyo’ya göndermemiz :) Garip. Bakalım vaktinde ve sorunsuzca gelebilecek mi ? Siz mutlaka gelmeden alıp havalanında aktifleştirin. Böylece şehir içinde de kullanmış olursunuz.

Bilet siparişimizi uzaklardan yapıp Tokyoyu keşfetmeye devam ettik. Akihabara’ya gittik. Burası Tokyo’nun elektronik merkezi. Birbirine çok benzeyen mağazalarda her türlü elektronik alet bulmak mümkün. Ne olduğunu anlayamadığımız birçok ürün bile vardı. Merak edenler için söyleyeyim. Unlock telefon yok. Diğer ürünlerde öyle pek ucuz değil. Ne ucuz ki! Hemen satın aldığın anda uygulanan %5’lik tax free indirimi var. O kadar. Menülerin ingilizce olup olmadığına dikkat etmek gerekir. Elektronikten hoşlananlar için dolaşması bile keyifli.

Elektronik turundan sonra “Imperial Garden Palace” a gittik. İmparator’un yaşadığı yere giremediğimiz için bahçe turu gibiydi ama gerçekten “İmparatorlar iyi yaşamış” dedirten cinsten.

Sonrasında bahçe ve botanik coşkusunu almışken “Hama Rikyu Garden” a gittik. Burası inanılmaz bir bahçe. Çok bakımlı. Önemli noktaları anlatan “audio guide” da veriyorlar. İçinde Tea House var. Göle karşı sıfır. Burda muhteşem! yeşil çay keyfini yaşadık ruhani bir ortamda. Bu arada bütün gün bitki böcüğün içinde olmamıza rağmen herhangi bir kaşıntı yoktu. Galiba artık Tokyolu oluyorduk :) bizi kabullenmişti böcükler. Yada ısırcak yer kalmamıştı. Her gördüğümüze şaşırıyorduk. Şehirde hiç mi inşaat yoktu. Tabiki vardı ama özel beyaz bir duvarla kapalıydı. İnşaatın yanında ne bir toz ne bir tuğla yada demir vardı. Beni asıl şok eden ise inşaatlarda ses düzeyini ölçen desibelmetre cihazı var. İnşaatın çıkardığı ses düzeyini yoldan geçenlerde görebiliyor. Herhalde yüksekse hemen Tokyo Beyaz Masa! ya şikayet ediliyor.
Ertesi gün tüm hazırlıklarımızla ! Fuji Dağına gitmeye karar verdik. Ordanda “Fuji Q Higland” denilen eğlence parkına gidecektik. 13-15 Ağustos Japonyada resmi tatil olduğu için tüm halk galiba dağa çıkıyordu :) Ne otobüslerde ne de trenlerde yer bulamadık. Bu arada biz hazırlık yaptığımızı sanıyormuşuz. Diğer insanları görünce iyiki gidemedik dedik. Çoluk çocuk tüm hazırlıklarını yapmıştı gidebilmek için. Bizde Tsikiju Fish Market’e gitmeye karar verdik. Burada Dünyanın en büyük mezat’ı yapılıyor. Ama sabah erken saatte gelmek gerekiyor. Belirli sayıda insanı kabul ediyorlar. Buranın etrafında çok fazla sayıda restaurant var. Dünyanın en iyisi Sushisini burda yiyebileceğiniz söyleniyor.
Japonyadaki fazla nemden yağmur başladı bir anda. Önce tek tük sonra seri bir şekilde. İnsanların neden şemsiyeyle dolandığınıda anlamış olduk. Hem güneş hem yağmurdan korunuyorlar. Zaten bizden başka saçak altına sığınan yoktu. Herkes hayatına devam ediyordu. Bisiklet kullanan sürmeye devam ediyor. Yürüyenler şemsiyesiyle rahat bir şekilde yürüyor. Çünkü yollarda ve kaldırımlarda su birikintisi yok. Trafikte herhangi bir tıkanmada yok.
Sırılsıklam ıslak bir şekilde metroya bindik. Yine bizden başka ıslak kimse yoktu. Sırılsıklam tshirtlerle dondurma dolabı gibi vagona bindik. Tüylerin diken diken olması hissini yaşadım. Otele dönüp ordanda insanlığa dönmeye karar verdik :)
Bu arada otelde bizi bekleyen birşey vardı . JR Pass kartımız gelmişti otelimize Fransadan. Artık diğer şehirlere gidebilecektik.
Haritadan kendimize konaklayacak orta bir nokta seçtik. Çok eğlenceliydi. Japonya haritası önümüzde. Hımmm nereye gitsek diyoruz. Bu lükste seçim yaptık. Ana üssümüzü Kyoto olarak belirledik. Burdan diğer şehirlere gidip gelecektik. Ama resmi tatilden sanırım çoğu otel doluydu. Kyoto ve Osakada yer bulamadık. Bizde bulduğumuz tek yer olan “Himeji” ye obamızı kurmaya karar verdik. Nasıl bir yer olduğunu bilmiyoruz ama haritada orta nokta.

Himeji – Hiroshima

Hazırlıklarımızı yaptık ve Shinkansen’e bindik. Yukarıda anlattım ama gerçekten muhteşem bir ulaşım aracı. İçinde giyinme kabini, sıcak suyunda aktığı temiz tuvaletler, yiyecek içeck satın alabileceğiniz otomatlar, priz var. Hiç sarsıntı yok. Bindik Himeji’ye gidiyoruz. Bazı vagonlar rezervasyonlu. O yüzden bilet kontrolü için yetkili dolanıyor. İlgimi çekense yetkilinin her vagondan sırtını dönüp değilde arkasını dönüp vagondakilere kafa selamı çakıp eğilip o şekilde yüzüstü çıkması. Askerdeki şapkasız selamın kafayla değil bedenle yapılması gibi. Herhalde dedim bizim vagonda önemli birisi var. Komutan filan. Meğersem asıl komutan burda halkmış. Her vagonda bunu yapıyor. Ellerinde beyaz eldivenler. Tam tekmil kıyafetiyle görevini yapıyor. Bu arada Shinkansenden inerkende yine bir yetkili sanki hawai’ye gelmişiz gibi gülerek ve eğilerek karşıladı. Dakikası dakikasına tam saatinde kalktı ve tam kitapçıkta yazan dakikasında Himeji’ye vardık. Shinkansen sisteminin saati Iphone saatiyle birebir aynı. Buna göre plan yapabilirsiniz. Planımız önce otele yerleşmek hemen sonrasında Hiroshima’ya gitmekti.

Himeji çok ufak bir yerleşim yeri olmasına rağmen çoğu büyükşehirde olmayacak yollara ve düzene sahipti. Tokyodaki düzen ve temizlik burdada aynıydı. Sadece daha az kişi vardı etrafta. Onun dışında standartlar Tokyoyla aynıydı. Yolda hem güneş enerjisi hemde rüzgar enerjisiyle çalışan sokak lambasını bu küçük! şehirde görmek beni etkiledi. Yollar 3 şeritli gidiş-geliş. En güzel tarafı yollara park etmiş arabalar yok.

Otopark çözümü sadece Himejide değil. Tüm Japonyada kökten halledilmiş bir durum. 130 milyonluk ülkede otopark sorunu hiç yok. Her binanın altında yada köprü altlarında otopark var. Yine çok düzenli ve teknolojik. Ortalıkta araba kirliliği yok. Bazı otoparklar çok katlı. İlk katta sisteme arabayı bırakıyorsunuz. Bilet alıp çıkıyorsunuz. Sonra sistem arabanızı alıp uygun bir yere yerleştiriyor. Tekrar geldiğinizde biletinizi giriyorsunuz. Sistem arabanızı olduğu yerden alıp getiriyor. Bu arada benim gördüğüm kadarıyla o anda otoparkta sadece 1 kişi çalışıyordu. Burası başka bir dünya. Ayrıca yanında yerleşim yeri olan otoyolların hemen yanında “Ses Duvarı” vardı. İnsanlar gürültüden etkilenmesin diye. Bunun benzerini Hollanda ve Belçikada da görmüştüm. Ama burdakiler daha büyüktü. Etkileyici bir şekilde sesi kesiyordu.

Himeji’den olağanüstü ulaşım aracımız shinkansenle Hiroshima’ya doğru yola çıktık.

Bildiğiniz gibi 1941 yılında Japonların Pearl Harbor saldırısı oldu. Buna misilleme olarak Hiroshimaya 1945 yılında A.B.D tarafından atom bombası atıldı. Dünyada nükleer silahın ilk kez kullanıldığı bu mekanda insanoğlunun ne kadar tehlikeli ve acımasız bir türe dönüşebileceğini görebiliyorsunuz. Zamanında “en tehlikeli tür İnsan” demişti Biyokimya hocam. Bunu anladım bir kez daha. Barış müzesini gezdik. Tüm detaylarıyla ilk atılan Atom Bombasını anlatıyor. Tarihteki en büyük katliamlardan birini yapan Amerikalıların attığı insanlık ve barış nutukları komik geldi biranda. Albert Einstein atomla ilgili fizyon çalışmalarını bu amaçla yapmamıştı eminim ama sonuç çok kötüydü. Çekirdeğin parçalanması sonucu ortaya çıkan inanılmaz nükleer enerjiden başka amaçlarla faydalanmak yerine canlıları yokeden bomba yapmaktı insanların tercihi. Bunlar geçmişte kaldı yaşandı bitti demekte zor. Hala birçok ülkenin elinde çok fazla sayıda nükleer başlıklı silah var. Başta A.B.D ve Rusya geliyor tabiki. Neyse umarım insanlık bir daha böyle birşey yaşamaz.

Barış müzesinden sonra bahçesinde dinlenmek için oturuyorduk. Nasıl olsa artık bitki böcükten etkilenmiyorduk. Arkadaşımın sırtı çok ağrıdı. Bende bu konuda yetenekli olduğumdan müdahele ettim sırtına. Tam masaj yapıyordum ki o sırada yan bankta oturan bir teyze dur dedi Japonca. Sonra uzman masör olduğunu söyleyip olaya el attı. Anlattı biraz yaparken. 25 yıldır Osaka’da bu mesleği yapıyormuş. Bende varolan mükemmel tekniğimi ! izleyerek biraz daha geliştirdim.
Hiroshima gelişmiş bir yer. Shinkansen ana istasyonlarından birisi olması nedeniyle çoğu gezginin ve turistin uğrak yeri. Çok sayıda ve çeşitte konaklama imkanı ve restaurant var. İyi bir planlamayla ancak 1 günde dolaşılabilir. Hiroshima sokakları da yine herzamanki gibi büyük geniş ve düzenliydi. Hiroshimayı bitirip ana üssümüz olan Himejiye dönüşe başladık.
Ertesi gün rotamız Kyotoydu.

Kyoto

Kyoto çok daha büyük bir şehir. Tamamen hakkını verebilmek için en az 3 gün gerekir. Fakat biz 1 günde hızlandırılmış tur yaptık. Önce Kyoto Imperial Palace gittik. İmparatora uğramadan ayıp olur düşüncesiyle. Ama bizle aynı düşüncede olan başka birileride varmış. Rezervasyonla gezilen bir saray. Grupla birlikte alınıp beraber tur düzenleniyor. Saat 10.00 ve 14.00 deki turların ikiside doluydu. Ertesi gün içinde bizim vaktimiz olmadığı için İmparatora arkamızı dönüp “Nijo Castle” a doğru yol aldık. Yürüyerek 15 dakikada ulaştık. Nijo etkileyiciydi. Tokugawa Shogunate’ ın kalesi burası. Etrafı bahçelerle çevrili. Unesco Dünya Mirasları listesinde. İçine girebildiğiniz etkileyici bir kale. İzin verseler bir gün kalmak, konaklamak, dinlenmek, kitap okumak, kendinizle başbaşa kalmak isteyeceğiniz mekanları var. Ama içeri giremiyorsunuz bile. Sizin için fotoğrafladım ama :)

Ordan çıktıktan sonra “Heian Shrine” e gittik. Burasıda çok etkileyici bir manzaraya sahip fakat içine girmek için bilet aldığımıza pişman olduk. İçini gezmemiz 2 dakika sürmedi. Çoğu kısmı kapalıydı.

Ordan çıkıp hemen 500 metre yakınındaki “Buda Center” a gittik. Uğramasak ayıp olur sonuçta :) Biz gittiğimizde Buda orda yoktu. Başka faaliyet vardı. Bizde buda olur deyip girdik. “Buda Center Yaz Okulu” tadında bir etkinlikti. Geleneksel kıyafetler içinde okçuluk eğitimi vardı. Çok etkileyiciydi. Dönüşte okçuluk sporuna başlamaya karar verdik ! hehh bir bu eksikti diyenleri duyuyorum şu anda sakın :) Spora doyup merkezden ayrıldık. Rotamız “Filozof Yolu” ve çevresindeki onlarca tapınaktı. Bu arada buraya giderken gördüğümüz evlerde çok etkileyiciydi. Ormanlık dar bir alandan yürüyerek ilerledik. Yolda çakıl taşları var. Yürürken garç gurç şeklinde sesler geliyor. Karda yürür gibi. Hemen hemen bütün tapınaklarda yerlerde bu taşlardan vardı. Vardır bir hikmeti diyerek yürüdük en tepeye kadar.
Saat geç olmuştu yürüyerek dönecektik istasyona. 9,5 km uzakta istasyon. Birde bunun gelişi var. Çarpın bakayım 2 ile. Ara duraklar başka noktalar derken 25 km yi rahat doğrulttuk. Karnımız çok acıktı. Geleneksel Japon yemeği yapan yerlerden birini gözümüze kestirip oturduk. İyi kesmişiz. Çok memnun ayrıldık. Dakika hesabımızıda yaparak biraz da aceleyle Himeji’ye son treni yakaladık.

Ertesi günkü planımız Nara.

Nara

Nara Japonyanın ilk başkenti. Küçük sade bir yapısı var. Tüm gezilecek yerleri yürüyerek rahatlıkla gezebilirsiniz. 1 gün rahatlıkla yeter. Daha fazla turistik bir yer. Çok fazla turist var. İstasyona çok yakın olan Nara Park çok büyük ve açık bir hayvanat bahçesi gibi. Pardon Geyik bahçesi diyelim. Her tarafta Geyik ve Ceylan türü hayvanlardan var. Herhalde ülkenin insanının verdiği terbiyeden olsa gerek çok uysal, efendi ve saygılı hayvanlar. Sizden kesinlikle kaçmıyor. Elden beslenmeye alışmışlar. Ellerimizle besledik onları. Kraker ve kağıtla. Krakerin kağıdınıda yediler. Kokusu sinmiştir herhalde kağıt yiyecek halleri yok dedim ve bir deneme yapmak için park biletini verdim. Onuda yedi. Kağıdı seviyolar :) Biletle çalışan geyik gibi oldu. Güzel büyük yeşillik alanları var bu parkın. Yanınıza yiyecek birşeyler alıp bu parkta çok güzel vakit geçirebilirsiniz. Yiyeceklerinizin ortağının geyikler olduğunu unutmayın. Ekmek varsa hemen geliyorlar ve önünüzde eğiliyorlar. Naradan çok az sayıda tren olduğu için erken döndük diğer günlere göre. Yarınki durak Osaka.

Osaka

Bugün Osakaya gittik. Osaka Tokyodan sonra Japonyanın en gelişmiş ve kalabalık 2. şehri. İndiğimiz andan itibaren bunu hissettik zaten. Japonyanın turist dostu şehride diyebiliriz. Çok yardımsever ve başarılı Turist Bilgi Merkezleri var. Hem İngilizce biliyorlar hemde sizin ihtiyacınız olacak herşeyi anlatıyorlar. Osakanında çok gelişmiş bir raylı sistemi var. “Osaka Loop Line” Tokyodaki Yamanote Line gibi daire çizip tekrar aynı noktaya geliyor. Çizdiği bu hat görülmesi gereken birçok yerde duruyor. Sonrası yürüme mesafesi. Ayrıca JR Pass bu hatta geçiyor. O yüzden Japonyaya gelmeden alacağınız JR Pass heryerde önemli. Biz saat 12.00 civarı vardık Osakaya. İlk girdiğimiz andan itibaren şehrin büyüklüğü gözümüze çarptı. Denize kıyısı olmasıda ayrı bir hava katıyor. Deniz olması şehri nasılda güzelleştiriyor. Şehrin birde limanı var. Haritamızı elimize alıp önce akvaryuma gittik. Yaklaşık 1,5-2 saat geçirebileğiniz gayet güzel bir akvaryum. Deniz canlılarını seviyorsanız hertürlüsünü bulabilirsiniz. Dev balıkların olduğu denize dalış yapmış hissi veren koca bir havuzu var. Turun sonunda yavru köpek balıklarına ve vatozlara dokunabilirsiniz. Biz gitmedik ama burdan “Universal Studios Japan” çok yakın. İkisi bir günde çıkarılabilir. Akvaryum akşam saatlerine doğru sakinleşiyor. Saat 20.00 ye kadar açık. En son 19.00 da alıyor. Önce Universal Studios sonra Akvaryum yapabilirsiniz.

Osaka yemek yemek için çok çeşitli alternatifler sunuyor. Zaten çok fazla sayıda restaurant olmasından da Osakalıların ne kadar yemeğe düşkün olduğunu anlıyorsunuz. Genelde Japonlar az yer. Burda tıka basa doymak anlamında bir tabir var. “Kuidare” patlayana kadar doymak anlamında kullanılıyor.
Bizde bu tabire uyup güzel bir Japon yemeğinin arkasından bir tane daha söyledik. Günde 32 km yürüyünce bünye biraz yoruluyoda. Dikkat ettiyseniz sayı giderek artıyor.

Osaka Station’ın hemen oradaki alışveriş merkezi çok geniş, ferah ve çeşitli. Avrupa havası yaşamak isterseniz uğrayın.

Himeji

Japonyadaki son günümüzde konakladığımız muhitimizdeki “Himeji Castle” a gittik. Dünya Tarih Mirası listesine Japonyadan ilk giren yapı. Toplam 16 yapı varmış bu arada listede. Kale restorasyonda olmasına rağmen çok etkileyiciydi. İnanılmaz heybetli ve büyüktü. Çok stratejik bir yerde konumlanmıştı. Tüm şehri görebiliyordu. Eğer Shinkanseniniz varsa mutlaka burayı görün. Kesinlikle değer. Burayı gördükten sonrada “Royal Host” ta yemek yiyin. Çok şık temiz ve leziz yemekler sunuyor. Menüsü çok geniş ve İngilizce. Ortamda harika. En iyi ve keyifli yemeğimizi son gün yedik. Daha sonra bavullarımızı alıp yola koyulduk. Shinkansene binmeden önce “Himeji Train Station” un tam karşısında Hanneke Belgium Waffledan 3 tane waffle çaktık. Yolda kan şekerimiz düşmesin diye :) Tavsiye edilir. Sonra olağanüstü sarsıntısız ve muhteşem ulaşım aracımız “Shinkansen” e bindik. Himejiden direk Tokyo’ya gidecek. Yaklaşık İstanbul-Antalya kadar yol. 3 saat 42 dakika sürecek. Sondaki 2 dakikayı artistlik olsun diye yazmadım gerçekten öyle. Saat gibi çalışıyor sistem. O kadar rahat ve konforlu ki yol boyu uyudum. Avrupadaki bazı hostellardan daha konforlu konaklayabilir insan o derece. Hatta şöyle 10 saatlik uzun bir hattı olsada bir güzel uyumayı istedim :)

Tokyoya geldik tam zamanında. Tokyodan Narita Expressle direk Narita Airporta bağlandık. JR Pass burdada geçerliydi. Son gün yaklaşık 700 km yol alarak havalanına ulaştık. Ama bacaklarda ne bir uyuşma ne bir yorgunluk vardı. İşte özlenen ulaşım tablosu. Demir Yolu olayının geldiği son noktaydı Japonya. O kadar rahat etmiş olmalıyım ki kendi evim gibi rahat ettim. Sırt çantamı Narita Expreste unutarak indim. Çıkışa doğru ilerlerken bir anda bir hafifleme, ferahlama, sırtımda bir serinlik çakralarda bir açılma hissettim önce dedim ne oluyo bana kendimi hafiflemiş ermiş gibi hissetmeye başladım bu durum çok kısa sürdü :) Çantamı unuttuğumu hemen anladım neyseki. İçinde pasaportlarımız ve paramız var. Yani Japonya macerası biraz daha devam edebilirdi eğer hızlı deparımı yapmasaydım. Neyseki tren kalkmadan yetiştim ve aldım tüm mal varlığımızı :)

Az sonra uçağımız kalkacak ve ayrılacağız bu muhteşem ülkeden. Narita Havaalanı çok büyük ve temizdi. Bizim geldiğimiz saatlerde inanılmaz tenhaydı. Yönlendirmeler yetersizdi ama bütün alanı kapsayan internet vardı.

22.30 olan uçağımız bize danışmadan! 22.10 a alınmıştı. Bizim içinde fena olmamıştı.

Dohaya aktarma yapmak için uçağımıza bindik. Giderken ilk seferini yapan uçağa denk gelmiştik. 7 sefer daha yapmış. Hala yeni. Bu son satırlarımı Tokyo-Doha uçağından 30.000 feetten yazıyorum. Herşey yolunda kaptan gayet iyi. Çok frene basmıyor. Sarsmadan sürüyor :) Shinkansenden sonra uçak çok ilkel geldi. Daracık koltuklar, basık bir tavan, türbülanslı yolculuk… İnsan ne çabuk alışıyor kolaylığa güzelliğe :)

Artık bitti dönüyoruz…

Kesinlikle bir daha gitmek istiyorum bu saygılı insanların ülkesine.

Güzel ve keyifli bir yemekten sonra ağzınızda müthiş bir tat oluşur ya Japonya bende o tadı bıraktı.

Oğuzhan Kaynar'ın KAYNARHAN adlı blogundan 17 Ağustos 2013'te yayımlanan yazısı. Orijinalinin linki:
https://kaynarhan.wordpress.com

Paylaş
İlgili Haberler
ANKET
Türkiye-Japonya ilişkileri sizce ne durumda?


Bir Japon'a yardım etti, hayatı değişti
JaponTürk.Com'da yayınları ilgi gören Dr. Turhan Doğan için bazı okurlarımız soruyor: "Kimdir Dr. Doğan?" Biz de hem kendisini okurlarımıza
Devamını oku...
Turist gözüyle Top10 Japonya
Japonya'daki en iyi 30 destinasyon, yabancı turistlerin oylarıyla sıralandı. TripAdvisor sitesinin yaptığı oylama sonucu sıralama şöyle:


Devamını oku...
Tokyo'da kaybettiğim iPhone...
ACEMİ ÇAYLAĞIN JAPONYA GÜNLÜĞÜ/ 20 küsur yılını Japonya’da geçirip artık “Japonlaşmış” arkadaşım anlatıp duruy
Devamını oku...
JAPONTÜRK.COM YAYINDA
JAPONTÜRK.COM'dan okurlarına: Tam 142 yıl önce, 1873’te Japonya İmparatoru Meiji tarafından Avrupa’ya yollanan ilk diplomatik heyetin
Devamını oku...
 
FOTOGRAF
©Copyright Japonturk.com 2015 - All Rights Reserved Kalemizi & 3C Bilişim