19 Kasım 2017 20:08:31
 
HAVA DURUMU
Click for Moscow, Russia Forecast
TOKYO
Click for Saint Petersburg, Russia Forecast
NAGOYA
Click for Istanbul, Turkey Forecast
OKINAWA
Click for Ankara, Turkey Forecast
KYOTO
Click for Antalya, Turkey Forecast
ISTANBUL
Click for Kazan, Rusya Federasyonu Forecast
ANKARA

Japonya denince: Erol Emed
 İnternette Japonya-Türkiye diye yazıp arama yapsanız, analitik, dişe dokunur yazılar için yolunuz ona çıkıyor... Son çeyrek asırda Japonya&rsquo
Devamını oku...
Dövme, Japon kaplıcalarında hala tabu
Japonya'da kaplıcalara, halka açık banyolara veya yüzme havuzlarına vücudunda görünür bir dövme olanlar giremiyor. Bu yasak, eski bir gelenek. Ama art
Devamını oku...
Bir kadın sevdim Tokyo'da...
SUAT TAŞPINAR yazdı: Bundan altı yıl önceydi.  Hesapta sabahın köründe, mezatı seyre dalmak için Tokyo’nun meşhur Tsukiji balık pazarına da
Devamını oku...
Japon eğitiminin 15 özelliği
Japonlar akıllı, çok okuyan, dikkatli, pratik insanlar. Bunu Japon kültürüne, geleneklerine ve hatta genetiğe bağlayabilirsiniz. Ancak gözardı et
Devamını oku...
DERİN JAPONYA | Haber detay
1890-2015: 125. YILINDA ERTUĞRUL FIRKATEYNİ

Bu yıl Ertuğrul fırkateyninin Japonya açıklarında batışının ve 572 denizcimizin şehit oluşunun 125'inci yıldönümü. Sonbaharda Japonya'da düzenlenecek büyük anma töreni için hazırlıklar sürüyor. Bu arada  batan Osmanlı firkateyni Ertuğrul’un kalıntıları, evine, Türkiye'ye döndü. Batıktan çıkarılan parçalar, İstanbul Deniz Müzesi Komutanlığı’nda ziyarete açıldı. Muhakkak görmenizi tavsiye ediyoruz.

Erdoğan Şimşek'in kalemindeni Ertuğrul Firkateyni'nin hazin hikayesini hatırlamakta yarar var:

''Osmanlı Batarken Japonya Aydınlanıyordu''

Osmanlı Devletinden 10.000 km uzaklıkta bulunan Japonya Devleti arasında ki ilişkileri kuvvetlendirmek için Sultan II.Abdülhamid tarafından 120 yıl önce Japonya’ya Ertuğrul Firkateyni gönderilmişti. Dönüş yolunda fırtınaya yakalanarak batan gemide, 527 (609 kişiden 13’ü kazadan önce koleradan vefat etmişti) denizcimiz şehit olmuş, sadece 69 kişi sağ kurtulabilmişti. Denizcilik tarihimizin en büyük kazalarından biri olan Ertuğrul Firkateyni’nin hazin hikâyesi hala yürekleri sızlatmaktadır.

Geminin niçin gönderildiği, yolculuk için şartların elverişli olup olmadığı, yabancı devletlerin yolculuk hakkındaki düşünceleri, Osmanlı bayrağı dalgalandıran gemiye Uzakdoğu Müslümanlarının gösterdikleri saygı ve hürmet, geminin batması ve sonrasında yaşananlar vb. meseleler güncelliğini kaybetmemiştir.

Osmanlı-Japon Münasebetlerinin Temeli Atılıyor

Sömürgeci Batı ülkeleri ve Rusya’ya karşı bir denge siyaseti takip eden Sultan Abdülhamid, halifeliğin gücünü de kullanarak yönünü Uzakdoğu’ya çevirmiş ve buralarda nüfuzunu artırmıştı. Bunun yanında Uzakdoğu’da önemli bir güç haline gelmekte olan Japonya ile dostane ilişkilerin kurulması da gündeme gelmişti.

Japon İmparatoru Meiji’nin amcası Prens Komatsu İstanbul’u ziyaret eden ilk Japon asilzadesi olan Prens’in görmüş olduğu yakın alâkaya teşekkür etmek üzere ertesi yıl Japon hükümeti tarafından sultana büyük Krizantem Nişanı’nın verilmesi kararlaştırılmıştı. Buna karşılık sultan da Japon imparatoruna bir nişan verecekti. Bu hediyeleri götürmek için Osmanlı donanmasından bir eğitim gemisinin Japonya’ya gönderilmesi kararlaştırıldı.

Osmanlı gemileri içinde bu seyahate en uygun geminin Ertuğrul olabileceğine karar verildi. Ertuğrul’un Japonya seyahati hem iâde-i ziyaret olacak ve hem de iki ülke arasındaki bağları kuvvetlendirecekti. Bu gezi sayesinde Deniz Mühendis Okulu mezunu talebeler de yabancı sahilleri görerek bilgi ve tecrübelerini artıracaklardı.

Bütün bu gelişmeler esnasında Ertuğrul Firkateyni’nin bu seyahate uygun olmadığı sesleri yükselmeye başlayınca Sultan Abdülhamid, geminin durumu hakkında etraflı bir rapor hazırlanmasını istedi. Raporu hazırlayan teknik komisyon, geminin mükemmel bir tamirat gördüğünü, makinelerinin sağlam, kazanının da üç-dört yıllık bir yolculuğa uygun olduğunu belirtti.

Süveyş Kanalı’nda İlk Kaza

61’i subay ve memur, 548’i er ve erbaş olmak üzere 609 kişilik mürettebatıyla hazırlıklarını tamamlayan Ertuğrul, Japonya yolculuğuna hazırdı. 14 Temmuz 1889’da gemiyi uğurlamak isteyen İstanbul halkı Sarayburnu’na akın etti.

Çanakkale Boğazı’ndan geçen gemi, Marmaris’e uğradıktan sonra 26 Temmuz’da Port-Said’e ulaştı. Oradan da Süveyş Kanalına ilerleyen Ertuğrul’un ilk talihsizliği 28 Temmuz’da Süveyş Kanalı’nda yaşandı. Kılavuza rağmen tekne, Nil’in sığ sularında kuma saplandı. Kanal İdaresi’nin yardımıyla kurtarılan gemi, kılavuz tarafından iskeleye bağlanmaktayken rüzgârın şiddetiyle ayrılarak kıçı sahili buldu ve dümen bodoslaması kırıldı. Haber İstanbul’a ulaşınca ciddi bir tedirginlik yaşanmıştı.

150.000 Kişi Gemiyi Ziyaret Etti

23 Eylül 1889’da tamiri biten Ertuğrul, Süveyş’ten ayrılarak Singapur yolunu tuttu. 24 Eylül’de Cidde’de, 7 Ekim’de de Aden’de demirleyerek kömür ikmali yaptı. 11 Ekim’de Aden’den çıkan geminin bu seferki durağı Bombay Limanı’ydı. 20 Ekim’de Bombay’a ulaşan gemiyi günde ortalama 20.000, bir hafta içinde ise toplam 150.000’e yakın kişi görmeye gelmişti.

10 Kasım’da Kolombo’ya uğrayan gemi 13 Kasım’da buradan ayrılarak Singapur yolunu tutmuş ve 28 Kasım’da Singapur’a ulaşmıştı. Ertuğrul, uğradığı diğer limanlarda olduğu gibi burada da büyük bir coşku ve heyecanla karşılandı. Mürettebatın karaya çıkışları, başlarında subaylarıyla camilerde Cuma namazı kılmaları, giyim kuşamlarındaki intizam ve hiçbir olaya sebebiyet vermemeleri büyük bir takdirle karşılanmıştı. Gemi Singapur’da iken olumsuz hava şartları sebebiyle gezinin Japonya’ya kadar devamı da son derece güçleşmişti. Ertuğrul, uygun havayı yakalamak için Singapur’da dört aydan fazla demirlemek zorunda kaldı. Geminin uzunca bir süre daha kalacağını haber alan uzaktaki Müslüman hükümdarlar da temsilciler göndermişlerdi. Bunlardan Sumatra, Cava ve Siyam Müslümanları, Felemenklerin mezaliminden dolayı Osman Paşa’ya dert yanmışlardı.

Bu uzun bekleyiş sadece masrafları arttırmamış, başka söylentilerin çıkmasına da sebep olmuştur. Bazı yabancı gazetelerde, Ertuğrul’un kalma sebebinin ‘biten kömürü tedarik için para olmaması’ şeklinde haberler yayınlanmıştı.

Uzun bir bekleyişten sonra 3 Mart 1890’da Singapur’dan hareket eden firkateynin sonraki yolculuğu da kolay olmamıştır. Rüzgârların şiddetinden ve Singapur’da alınan kömürün yetmemesinden dolayı, Saygon’da yeniden kömür almak zorunda kalındı. 20 Mart’ta tekrar hareket edilmişse de aksi rüzgârlar devam ettiğinden geri dönülüp 8 Nisan’a kadar beklendi. 15 Nisan’da Hong Kong’a ulaşan gemi buradan da kömür ve diğer ihtiyaçları alarak 22 Mayıs’ta Nakasaki’ye doğru yola çıkmış; fakat hava muhalefeti ve kömür ihtiyacından dolayı bu kez de Foçu’da beklenmişti. Foçu’dan Nakasaki’ye oradan da 7 Haziran 1890’da Ertuğrul’un son durağı olan Yokohama Limanı’na ulaşıldı.

Dağ Gibi Yükselen Dalgalar

Yokohama’ya giriş çok muhteşem olmuştu. Bir taraftan selam topları atılırken diğer taraftan binlerce Japon “Banzai... Banzai (Yaşasın… Yaşasın…)” sesleriyle limanı inletiyor ve Ertuğrul’u daha yakından görmek için uğraşıyordu. Tuğamiral Osman Paşa, karaya çıktıktan sonra İmparator Meiji tarafından kabul edilmiş ve Sultan Abdülhamid'in gönderdiği nişan ve hediyeleri sunmuştu. Muhteşem bir kabul gören Ertuğrul’un subay ve erleri üç ay boyunca el üzerinde tutulmuşlardı. Ertuğrul’un sağ salim Japonya’ya ulaşması, İstanbul’da büyük bir sevinçle karşılanmıştı.

Dönüş yolculuğu için mevsimin uygun olması lazımdı. Ancak bu sırada gemide baş gösteren kolera salgınından dolayı 35 nefer yatağa düşmüş, 13 nefer ise vefat etmişti.

Firkateyn, 15 Eylül 1890’da Yokohama’dan hareket etti. 16 Eylül’de Kuşhimoto'ya giren Ertuğrul, güneybatıya doğru seyrediyordu. Hava bulutlu ve pusluydu. Bir müddet yol alan gemi, kısa süre sonra büyük bir fırtınaya yakalandı. Makinesi bütün gücüyle çalışmasına rağmen dağ gibi yükselen dalgalar ve rüzgar, gemiyi kayalıklarına sürüklüyordu. Fırtınayla mücadele ederek Oşima adasına yaklaşan gemi, adanın güney ucunda yer alan Kaşinozaki burnu ve aynı ismi taşıyan fenerin açıklarına doğru sürükleniyordu. Kaptan ve mürettebatın olağanüstü gayretleri netice vermedi ve gemi 16 Eylül 1890’da saat 21.00 sularında Funakura kayalıklarına bindirdi. Kayalıklara çarpar çarpmaz ortadan ikiye bölünen Ertuğrul, yavaş yavaş sulara gömülmüştü.

Ertuğrul’un Ağır Bilançosu: 527 Şehit 69 Gazi

Dağ gibi dalgaların sesinden başka bir şeyin işitilmediği o fırtınalı gecede Kaşinozaki fenerine, yaralı ve bitap halde bazı yabancılar gelmişti. Japonca bilmeyen bu yabancıların, kazaya uğrayan Osmanlı harp gemisinin mürettebatı olduğu, bandıra işaretleri yardımıyla anlaşılabildi. Fenerden bir haberci hemen Kaşino köyüne gönderildi. Sabaha kadar, köye ve fener bölgesine çıkmayı başaran kazazedelerin sayısı 69’u bulmuştu. Yaralılara ilk yardımı fener işçileri ve köylüler yapmışlardı. Başta Amiral Osman Paşa olmak üzere 527 subay, erbaş ve erimiz ise şehit olmuştu.

17 Eylül sabahı Oşima Belediye Başkanı Oki, Kaşino köyüne ulaştı. Kazazedelerin civardaki uygun binalara yerleştirilerek tedavilerinin yapılmasını sağladı. Diğer taraftan, denizdeki cesetleri toplatmak için köylüler ve bizzat başkan, geceli gündüzlü büyük bir gayret göstererek 260 ceset topladılar. O sırada tesadüfen Oşima’dan geçmekte olan Boço-Maru vapuruyla durumu ağır olan iki kazazede ve iki memur acilen Kobe’ye gönderildi.

Kaza Haberi İstanbul’a Üç Gün Sonra Ulaştı

Kaza haberi Kobe’ye gelir gelmez, Alman konsolosu, Wolf gambotunu Oşima’ya gönderdi. Wolf, 20 Eylül sabahı Oşima’ya ulaştı ve yaralıları alarak Kobe’ye geldi. Yaralılar, Kobe’de hastaneye yerleştirilerek tedavi edildiler. İmparator Meiji; mabeyn doktoru, 13 hastabakıcı ve tören dairesinden bir temsilciyi özel olarak Kobe’ye gönderdi.

Japon Bahriye Nazırlığı, Yaeyema adlı harp gemisini Oşima’ya göndererek şehitleri Funakura kayalıklarını gören tepeye defnettirmiş ve gemi daha sonra, defin işleri için kalan iki kazazedeyi de alarak Kobe’ye gelmiştir.

Kaza 16 Eylül’de meydana gelmiş olmasına rağmen, bu bölgede telgraf ve postane bulunmadığından, Japon yetkililerce ancak 18 Eylül’de öğrenilebilmişti. 19 Eylül sabahı Hiogo’dan gelen bir telgraf Osmanlı’nın Londra büyük elçisine ulaşır. Elçi de o gün içinde telgrafı Bâbıali’ye gönderir. Ardından, 19 Eylül akşamı, Reuters Haber Ajansı da Yokohoma’dan gelen telgrafı büyükelçiye bildirir ve elçi, bu telgrafı ertesi gün Bahriye Nezareti’ne gönderir. Saraya takdim edilen telgraf neticesinde “doğru bilgi alınıncaya kadar keyfiyetin ilan edilmemesi, padişahın irade-i seniyyesi” icabındandır denilerek haber gizlenir. Tüm bunların yanında, Ertuğrul’un resmen batış haberi ise, 21 Eylül 1890 günü Japon Dışişleri Bakanlığı’ndan Sadaret’e gelen bir telgrafla bildirilmiştir. Ajanslar aracılığıyla bütün dünyaya duyurulan kaza, dünya basınında günlerce yer almıştır. Bu elim hadise, İstanbul’da ve Müslümanların bulunduğu her yerde çok büyük üzüntüye sebep olmuş ve her tarafta Ertuğrul kazazedeleri için yardımlar toplanmaya başlanmıştı.

İki Japon Gemisi İstanbul Yolunda

Japonlar, iyileşen yaralıları İstanbul’a getirmek istiyorlardı. Bunun için Kongo ve Hiyei adlı iki Japon gemisi 10 Ekim 1890’da kazadan kurtulan 69 denizcimizle Japonya’dan hareket etti. Aralık sonunda Çanakkale Boğazı’na ulaşan gemileri Yarhisar adlı gemimiz karşıladı ve gemide bulunan kazazedeleri almak istedi. Ancak, Japon gemilerinin İstanbul’a kadar gitmek istemeleri üzerine bundan vazgeçildi ve Japon gemileri 2 Ocak 1891’de İstanbul’a girerek Dolmabahçe önüne demir attılar. İstanbullular, Japon gemilerini heyecan dolu ve samimi gösterilerle karşıladılar ve hatta gemi komutanları huzura kabul edilerek ikinci rütbeden Mecidi nişanlarıyla taltif edildiler.

Japon hükümeti, Ertuğrul’un enkazından topladığı 8 Krup topu, 2 top kundağı, 4 Armstrong topu, 4 Hudges topu, 4 Revolver topu, 2 torpil kovanı, 182 tüfek, 24 tabanca, 61 kılıç, 71 süngü ve yabancı para gibi şeyleri daha sonra bir Fransız vapuruyla göndermiştir.

Ertuğrul şehitleri, 21 Eylül günü, kazanın olduğu yeri gören tepenin üzerine defnedildikten sonra buraya dikilen abidenin üzerine Türkçe ve Japonca, “Osman Paşa” yazılmış, 1891 Şubat’ında da hadisenin hikâyesi kitabe halinde taşa işlenmişti. Oşimalılar, burayı mukaddes bir yer kabul edip temiz tutup her on yılda bir burada merasim yapmayı gelenek haline getirdiler. Vazifeleri uğruna canlarını veren bu vatan evlatlarına Japon hükümetinin ve halkının gösterdiği saygı ve hürmet günümüze kadar sürdü.

1925’te kurulan Osaka Türk-Japon Ticaret Kurumu, Ertuğrul şehitleri için muhteşem bir merasim düzenledi. Merasimin hatırasına 1929’da dikilen anıtın üzerine kazanın özeti yazıldı. Anıt, 3 Haziran 1929 tarihinde Japon imparatoru tarafından da ziyaret edildi. Ayrıca, Kuşimoto kasabası, Mersin ile kardeş şehir ilan edilmiş ve bu anıtın aynısı Mersin sahiline de dikilmiştir.

Şehitliğin bulunduğu Kuşimoto şehrindeki  “Türk Müzesi” adıyla bir de müze inşa edilmiştir. 1974 yılında açılan bu müzede Ertuğrul Firkateyni’nin maketi, gemideki asker ve komutanların fotoğrafları ve büstleri bulunmaktadır.

Bugün yerli ve yabancı birçok kişi tarafından ziyaret edilen Ertuğrul şehitleri; Japonya’nın Oşima şehrinin Pasifik’e bakan yamaçlarında yatmaktadırlar.

Sultan Abdühamid Han’ın emriyle düzenlenen Uzakdoğu ziyareti vesilesiyle Hind ve Pasifik okyanuslarında Osmanlı bayrağı dalgalandırılmış; yol boyunca uğranılan Bombay, Kolombo, Singapur ve Hong Kong gibi yerlerde yerli halk Ertuğrul’a büyük bir ilgi göstererek akın akın ziyaret etmişler; bu da Müslümanlar arasında büyük bir heyecana sebep olmuştur.

Osmanlı’nın gölgesinde yaşayan Uzakdoğu Müslümanlarının halifeye olan sadakat ve bağlılığı, Ertuğrul Firkateyni ile gün yüzüne çıkmış oluyordu. Sömürgeci batı ise Osmanlı ile Araplar arasına nifak sokmaya çalışırken, Uzakdoğu’daki Müslümanların, halifenin bir gemisi etrafında bu kadar coşkulu olmalarına çok şaşırmıştı.

Ertuğrul kazazedeleri için aynı Hicaz Demiryolu’nda olduğu gibi dünyanın her tarafındaki Müslümanlar büyük bir yardım kampanyası başlatmışlar; bu da Müslümanların bir ideal etrafında birleşmesinin nasıl mümkün olabileceğini göstermesi açısından tarihe düşülen mühim bir not olmuştur.

Diğer taraftan Ertuğrul’un, Pasifik’in karanlık sularındaki yürek burkan akıbeti Japonya’da da derin izler bırakmış ve bu hadise Türk-Japon münasebetlerinin duygusal açıdan kökleşmesine vesile olmuştur.

Türk-Japon münasebetlerinde yeni bir devrin başlamasına ve bu münasebetlerin ilerlemesine büyük katkılar sağlayan Ertuğrul Firkateyni şehitlerini rahmet ve minnetle yâd ediyoruz.

“Facia” değil “Kaza”

“Osmanlı Devleti’nin devletlerarası arenada yeniden denge unsuru olmaya çabaladığı, ağır ekonomik şartlarda ve dış borç yükü altında bile yeni yatırımlara imzaların atıldığı, içeride ve dışarıdaki gelişmelerin dünya kamuoyunu etkilediği çok buhranlı ve sancılı bir devirde, bir harp gemimiz olan Ertuğrul Firkateyni Japonya’ya gönderildi.

“Limandan ayrılıp da bir daha geri dönmeyen, sevdiklerine ve sevenlerine elveda diyerek giden ilk gemimiz Ertuğrul Firkateyni değildir. O, denizde sancak dolaştıran herhangi bir geminin başına gelebilecek kazalardan birisine maruz kalmıştır. Denizlerde gemi dolaştırmak, sancak göstermek, göründüğü gibi kolay ve ucuz bir faaliyet olmadığı gibi, bu faaliyetin kazançlarına maddi değer biçmek de mümkün değildir.

“Ertuğrul Firkateyni’nin başına gelen bir deniz kazasıdır. Her deniz kazası bir “facia” değildir. Ne yazık ki bu kaza için “facia” tanımlaması yaparak haksız eleştirilerde bulunanların bir kısmının denizcilik ile ilgisi, sadece denize bakan bir evinin olması veya bir sahil şehri veya kasabasında ikamet ediyor olmasıdır. Diğer kısmının ise deniz tarihi ve denizcilik, uzmanlık sahaları dışında bir uğraşıdır.

“Ege ve Akdeniz’den dışarı çıkmayan bir donanmamızın olduğu söyleyenlerin, Ertuğrul’un Uzakdoğu seyahatinden söz etmelerini, anılan dönemde denizaltı gemisine sahip olan ikinci, hatta denizaltı ile torpido atışı gerçekleştiren ilk ülke olduğumuz bilinmesine rağmen bu söylemlerinde neden ısrar ettiklerini anlayamamaktayım.

“Ertuğrul’un Japonya’ya gönderildiği dönem, İngilizlerin ülkenin verimli petrol yataklarına ve stratejik öneme sahip geçitlerine (Kıbrıs, Süveyş Kanalı vb.) yerleşme politikalarını uygulamaya koyduğu bir dönemdir. Dengelerin yeniden kurulduğu ve İngiltere lehine olduğu bir devirde yeni dengelerin kurulma çabasının bir sonucu olarak, 1889 yılına kadar olduğu gibi, denizaşırı ülkelerde sancak gösterme zorunluluğundan dolayı bu seyir gerçekleşmiş, dönüş yolunda bir kaza sonucu gemi batmış, bu kaza ile birlikte Türkiye ve Japonya arasında, izleri günümüze kadar taşınan dostluklar kurulmuştur.

“Bir geminin uğradığı limanlarda bir ülkeyi nasıl tanıttığının ve böyle bir teşebbüsün diplomasi açısından ne derece önemli olduğunun, ülke halklarını birbirine nasıl yakınlaştırdığının, kalıcı dostluklara nasıl sebep olduğunun kanıtı Ertuğrul Firkateyni’dir.

“Karadeniz’de, Ege’de, Akdeniz’de, Kızıldeniz’de, Atlas Okyanusu’nda, Hint Okyanusu’nda sancak dalgalandırmış, yardıma ihtiyacı olana el uzatmış, kendisine verilen her vazifeyi başarı ile ifa etmiş olan donanmamızın şanlı tarihinden sadece bir yapraktır Ertuğrul Firkateyni. 

(Erdoğan Şimşek, Uzakdoğu Elçisi Ertuğrul Firkateyni, İstanbul 2005)

Paylaş
İlgili Haberler
ANKET
Türkiye-Japonya ilişkileri sizce ne durumda?


Bir Japon'a yardım etti, hayatı değişti
JaponTürk.Com'da yayınları ilgi gören Dr. Turhan Doğan için bazı okurlarımız soruyor: "Kimdir Dr. Doğan?" Biz de hem kendisini okurlarımıza
Devamını oku...
Turist gözüyle Top10 Japonya
Japonya'daki en iyi 30 destinasyon, yabancı turistlerin oylarıyla sıralandı. TripAdvisor sitesinin yaptığı oylama sonucu sıralama şöyle:


Devamını oku...
Tokyo'da kaybettiğim iPhone...
ACEMİ ÇAYLAĞIN JAPONYA GÜNLÜĞÜ/ 20 küsur yılını Japonya’da geçirip artık “Japonlaşmış” arkadaşım anlatıp duruy
Devamını oku...
JAPONTÜRK.COM YAYINDA
JAPONTÜRK.COM'dan okurlarına: Tam 142 yıl önce, 1873’te Japonya İmparatoru Meiji tarafından Avrupa’ya yollanan ilk diplomatik heyetin
Devamını oku...
 
FOTOGRAF
©Copyright Japonturk.com 2015 - All Rights Reserved Kalemizi & 3C Bilişim